Bundan yıllar önce, 2010 yılında, meslektaşlarımla birlikte bir kumsal düğününe davet edildik. Düğünün merkezindeki o muhteşem gulet olan ECCE NAVIGO'nun o dönemdeki yerel acentesi olarak, organizasyonun bir parçası olmanın gururunu yaşıyorduk. Birbirlerine ve Türkiye'nin eşsiz güney sahillerine tutkuyla bağlı bir çift tarafından tasarlanan bu etkinlik, oldukça sıra dışı ve büyüleyici bir törene dönüşecekti.
Düğünden önceki haftalarda gelin ve damatla bir araya gelerek etkinliğin tüm ince detaylarını planladık. Sonrasında gerçekleşecek olan "Binbir Gece" temalı resepsiyona uygun bir menü tasarladık. Bizler tüm bu detaylara hakimken, yakın dostlar ve aile üyelerinden oluşan diğer davetliler, bu seçkin atmosferde onları nasıl bir büyünün beklediğinden habersizdi. Gün batımının yumuşak ışığı altında, sarp dağların eteklerinde, çakıllı bir kumsalda, elinizde şampanya kadehleriyle "evet" dediğiniz bir düğün her gün yaşanacak bir deneyim değildir.
Güneş yavaşça ufukta alçalırken geçen yarım saat, havada asılı kalan tatlı bir heyecanla doluydu. Uzaktan görünen motorlu bir servis teknesi, kalabalık arasında büyük bir coşku yarattı: Ancak bu yanlış alarmdı, beklenen tekne henüz gelmemişti. Bugün bile herkesin keten takımları ve rüzgarda hafifçe dalgalanan ipek elbiseleriyle ne kadar zarif göründüğünü hatırlıyorum. Tepelerden aşağı süzülen, güneşin ısıttığı kekik ve yaban lavantası kokulu akşam esintisi, kıyıda bekleyen bu şık davetlilerin üzerindeydi. Şık giyimli hanımlar, beyler ve çocuklar, koyun içine uzanan ahşap iskelenin iki yanında sıralanmıştı. Hepsi, antik tarzda ahşap yatların modern birer temsilcisi olan Türk guletleriyle koya gelmiş ve bu zarif filolar demirlemişti.
Avrupa'da özel olarak diktirilmiş kıyafetleriyle hazırlıklarını tamamlayan gelin ve damat, nihayet alkışlar ve tezahüratlar eşliğinde kıyıya ulaştığında yaşadığım şaşkınlığı ve mutluluğu asla unutamam: "Bir dakika! Gelin, tekneden yalınayak iniyor!" İçten bir gülümsemeyle bu detayı izledim. Bu dokunuşa bayıldım; kumsal temasına, denizin o sonsuz huzuruna o kadar uygundu ki... Ve hemen arkalarında, altın anlara eşlik eden, tam da planlandığı gibi muhteşem bir gün batımı!
Müzik başladığında kalabalık tekrar coşkuyla alkışladı, özellikle de çiftin doğaçlama dansı sırasında! Ailenin en yakınları arasında yaşanan kucaklaşmalar ve samimi anlar, ortamı daha da duygusal kılıyordu. Bu ıssız ve doğal koyun huzurunda, böylesine içten bir ana tanıklık ettiğim için kendimi şanslı hissettim. Gelinin yüzündeki mutluluğu, damadın eşini kucağına alıp iskeleden çakıllı kumsala, oradan da yamaçtaki o otantik lokantaya uzanan patikaya taşıyışını izledim. İşte "evet" demenin en yaratıcı ve bir o kadar da rahatlatıcı yolu buydu.